Veteriner.CC
 Ana Sayfa Hastalıklar Ön mide hastalıkları (İndigesyonlar)
 

Hastalıklar

Veteriner.CC Hastalıklar
  1. Agalaksia
  2. Akut rumen asidozu
  3. Apityalismus
  4. Bakteriyel Böbrek hastalığı
  5. Brucellozis
  6. Botulismus
  7. B.S.E. (Deli Dana Hastalığı)
  8. Buzağı ishalleri
  9. Cryptosporodiosis
  10. Coryza gangrenosa bovum (CGB)
  11. Çiçek Hastalığı
  12. Dil Hastalıkları
  13. Diş Hastalıkları
  14. Domuz Gribi
  15. EHD - Geyik Hastalığı
  16. Enterotoksemi
  17. Farengitis
  18. Kara Hastalık
  19. Keçi ciğer ağrısı
  20. Kızıl ağız hastalığı (Yersiniosis)
  21. Kronik rumen asidozu
  22. Kuduz (Rabies)
  23. Kurşun Zehirlenmesi (Plumbism)
  24. Listeriozis
  25. LSD Yeni içerik
  26. Mavi Dil Hastalığı (Bluetongue)
  27. Omasum konstipasyonu
  28. Ön Mide Hastalıkları
  29. Özefagus daralması
  30. Özefagus genişlemesi
  31. Özefagus spazmı
  32. Özefagus tıkanması
  33. Özefagus yangısı
  34. Piyeten
  35. Pityalismus
  36. RPT
  37. Stomatitis
  38. Şap
  39. Şarbon (Antrax)
  40. Tetanoz
  41. Toxoplasmosis
  42. Tüberküloz
  43. Tükrük bezinin yangısı
  44. Tükrük taşı
  45. Üç gün Hastalığı
  46. Yanıkara
  47. Yutak hastalıkları

ÖN MİDE HASTALIKLARI (INDIGETION)

    Ruminantlardaki sindirim olayları esas olarak rumendeki mikroflora ve faunanın (bakteri, protozoon ve mantarlar) yapısı ve aktivitesine bağlı olan ön midelerdeki mikrobiyel olaylarla ilişkilidir.

   Ön midelerdeki sindirim olaylarının fizyolojik bir düzen içerisinde seyredebilmesi;

  • Hayvanın dengeli ve yeterli bir rasyonla beslenmesi,

  • Ruminasyon vasıtasıyla muhteviyatın mekanik olarak daha ince parçalara ayrılması ve tükrük salgısı ile karıştırılması.

  • Ön mide hareketleri ile muhteviyatın karıştırılması (bu sayede alınan yem maddelerinin mikroorganizmalar veya onların fermentatif sistemleriyle teması, salyanın rumen içeriği ile karıştırılması ve rumen sıvısının mukoza yüzeyine bulaşması sağlanır) ve düzenli olarak abomasuma ve bağırsaklara geçişinin sağlanması,

  • Ön midelerin ısısının sabit tutulması (Optimal ısı 38-42O C arasındadır) ve anaerob ortamın sağlanması (Özellikle mantarlar ortamdaki O2’i kullanarak vasatın anaerob olmasına, selluloz bakterilerinin artmasına ve selluloz sindiriminin fazlalaşmasına yardımcı olurlar),

  • Rumende asit baz dengesinin regulasyonu: Rumen mikroflora ve faunası normal faaliyetlerini ancak rumen içeriği pH değerinin fizyolojik sınırlarda (6.2–7.0) kalmasıyla devam ettirebilirler. Buda çeşitli tampon sistemler (uçucu yağ asitlerinin rumen mukozasından rezorbe edilmesi, tükrük salgısındaki bikarbonatlar ve kan ile rumen sıvısı arasında iyon alış verişi gibi) vasıtasıyla sağlanır.

  • Bakteriyel metabolizma artıklarının eliminasyonu (Mikroflora ve faunanın fonksiyonları sonucu açığa çıkan fermantasyon gazlarının ruktusla dışarı atılması, uçucu yağ asitleri, amonyak, bakteriyel endotoksinlerin rumen mukozasından rezorbe edilmesi),

  • N’un değerlendirilmesi,

  • Rumen sıvısının ozmotik basıncı,

  • Rumen mukozasının yapısı (nekrozlar, hiperkeratoz, vakuoler dejenerasyon, yangısal olaylar ) ile ilişkilidir.

   Yukarıda ifade edilen şartların bir veya birkaçının olmaması veya normalden ayrılması sonucunda ruminantlarda sindirim bozuklukları oluşmaktadır. Ruminantlarda ön midelerdeki sindirim bozukluklarına  “Proventriküler İndigesyon” adı verilir. İndigesyonlarda; inapetenz, anoreksi, ruminasyonun azalması veya olmaması, rumen hareketlerinin frekansı ve intensitesindeki bozukluklar gibi asıl semptomların yanında timpani, diyare, obstipasyon, kolik ve intoksikasyon gibi bulgular da gözlenmektedir.

   ALİMENTER ÖN MİDE HASTALIKLARI:

   BASİT ÖN MİDE DİSFOKSİYONLARI (Basit indigesyon, Insufficienta proventriculorum simplex, Indigestio simplex): Ön midelerdeki mikroflora ve faunanın mikrobiyel dengesinin ve biyokimyasal verimliliğinin bozulmasıyla karakterize bir indigesyondur. Ön midelerde anormal bir fermantasyon olmaksızın bir çok biyokimyasal faaliyet aksar, hatta tamamen durur. Yani ön midelerdeki total biyolojik aktivite düşer.  Basit ön mide disfonksiyonu ruminantların en çok görülen hastalığıdır. Öncelikle yemleme hatalarına bağlı olarak oluşan ve genellikle subklinik seyreden bu hastalığa kalitatif ve kantitatif açlık çeken hayvanlarda rastlanır. Ülkemiz için önemlidir.

    Etiyoloji: Ani rasyon değişiklikleri: Ruminantlarda her türlü beslemede, o rasyonun terkibine uygun bir ön mide mikroflorasına ihtiyaç vardır. Rasyon değişikliğinde ön mide mikroflorasının yeni duruma adaptasyonu için yaklaşık 10-14 güne ihtiyaç vardır. Bu nedenle rasyondaki ani değişiklikler önemli sindirim bozukluklarına neden olmaktadır. Ani yem değişimi rasyonun tümünün veya rasyon komponentlerinin değişimini ifade eder. Rasyon kompenentlerinin değişiminde, rasyonun kuru maddesinin %15’inden daha fazlasının değişimi indigesyonun oluşumu için yeterlidir.

   Özellikle protein ve kolay hazmolabilir karbonhidrat miktarlarının aniden yükseltilmesi durumunda (Ör.; doğuma bağlı rasyon değişiklikleri, meraya çıkışta veya şeker pancarı yaprağı ile beslemeye geçişte, kaba lifçe zengin rasyondan kolay hazmolabilir karbonhidrattan zengin bir rasyona geçiş, ahır besisinden albumince zengin mera yemine geçiş, mera veya yeşil yemden silaja geçiş, silajdan farklı tip ve kalitede rasyona geçiş, aniden şeker pancarının fazla miktarlarda verilmesi, farklı kompenentleri olan bir rasyondan tek tip bir rasyona geçiş, buzağılarda sütten bitkisel beslenmeye ani geçiş önemlidir ) sık görülür.

   Rasyonun dengeli olmaması: Rasyonda yeterli miktarda kolay fermente olabilir protein (veya nonorotein azotlu madde) ve karbonhidrat bulunmayışı (rasyonun enerji düzeyinin düşük olması), bunlara karşılık rasyonun selüloz ve benzeri güç sindirilebilir maddelerce zengin oluşu. Ham protein ve nonprotein azot bileşiklerinin fazla olması, aynı anda enerji açığının bulunması, struktur etkili kaba liflerin eksikliği (süt ineklerinde %14, dişi genç sığırlarda %12, besi sığırlarında %10’un altında olması). Kolay hazmolabilir karbonhidrat-ların fazlalığı, rasyonda mineral madde ve iz element noksanlıkları ( P, S, Co, Cu, Mn, Mo vs., özellikle Co eksikliğinin rumen bakterilerinin sayı ve çeşitleri üzerine olumsuz etkisi olduğundan B12 vitamini sentezi aksar ) önemlidir.

  •  Kötü kaliteli yem maddeleri: Düşük kaliteli silaj verilmesi (kaba liflerin fazla, enerji konsantrasyonu ve kuru madde miktarının düşük olması), aminleri (histamin, tryptamin, putrescin) fazla ihtiva eden albumince zengin silajlar, küflenmiş, donmuş, bozulmuş ve kirli yemlerin verilmesi.

  • Tek yönlü besleme:

  • Kimyasal maddeler: Antibiyotik, sulfonamid ve dezenfektan gibi antimikrobiyel etkili maddelerin tedavi amacıyla uzun süre oral yolla kullanılmaları, yemlerde bulunan bazı kimyasal maddelerin (herbisid, pestisid veya konservatif ilaçlar) alınması, ayrıca uygun olmayan mineral karışımların verilmesi.

  • Psişik etkiler (Stres durumları ) :Hayvanların yerlerinin sık sık değiştirilmesi (başka yerlere bağlanması), sıra kavgası, huzursuzluk, gürültü, ahır ısısının yüksek olması, yemleme ve sulama tekniklerinin rahatsız edici olması vs.

  • Hayvanların uzun süre aç (üç günden fazla süreyle yem verilmemesi) veya yarı aç bırakılması: Böyle bir durum uzun süreli transportlarda ve kıtlık yıllarında söz konusudur. Aç kalan hayvanlara yavaşca yem verilmeli, kolay fermente olabilen karbonhidratların verilmesine rumen asidozu tehlikesi nedeniyle dikkat edilmelidir.

  • Yem alımının azalması: Kalitesiz yem verilmesi (sadece saman veya kötü kaliteli kaba yemlerle besleme) veya doyma sonucu yem alımı azalabileceği gibi hayvanın genel durumunun bozulmasına neden olan tüm hastalık olaylarında da yem alımı azalır. Ön mideler veya abomasum fonksiyon bozuklukları (hiperosmolarite, pH değeri değişiklikleri, dolgunluk, yer değişimi), diğer organ hastalıkları (ağız boşluğu, özefagus, bağırsak, karaciğer, SSS, akciğerler vs.) ve ateşli genel hastalıklar sonucu sekunder olarak ön mide disfonksiyonları ortaya çıkar.

   Patogenez: Ön midelerdeki sindirim genel olarak rumendeki mikrobiyel fermantasyonla olur. Rumendeki mikroflora 350’den fazla bakteri türünden oluşur ve mililitre rumen içeriğindeki sayıları 108 – 1011 arasındadır. Bakteriler görevlerine göre sakkarolitik, amilolitik, selülolitik, laktat sentezleyenler ve laktat değerlendirenler, proteolitik dezaminasyon yapan ve vitamin sentezleyenler şeklinde isimlendirilir. Belirli türlerin çoğalması yalnız uygun maddelerin yemle alınmasıyla oluşur. Rumen mikroflorasının spesifik oluşu daima verilen rasyon tipine adaptasyonun ifadesidir. Yani ruminantlarda yedirilen rasyonun terkibine uygun bir mikroflara mevcuttur.

   Ön midelerdeki mikroorganizmalar yem alımıyla değişen ortama, gerek çoğalma kapasiteleri ve gerekse sinerjistik veya antagonistik ilişkileriyle adapte olurlar. Ör. selulozca zengin yemler verildiğinde selluloz parçalayanlar (Bakteroides succinogenes, Ruminococcus flavefaciens) artarlar. Fermentatif olaylar sonucu öncelikle asetat oluşur. Kolay fermente olabilir karbonhidratça zengin rasyon verildiğinde amilolitik ve sakkarolitik mikroorganizmalar aşırı derecede ürer. Laktat sentezleyenler (Strep. bovis) fazla miktarlarda laktik asit sentezler. Laktat değerlendirenler sayesinde suksinat ve akrilat yoluyla propionata indirgenir.

   Görüldüğü gibi her yem değişimi rumen içeriğinin mikrobiyel yapısının değişimine neden olur. Bu da toplam bakteri sayısının ve uçucu yağ asitleri sentezinin azalmasına (veya oranlarının değişimine) sebebiyet verir. Bu nedenle yem değişimlerinde bakteri popülas-yonunda rasyona spesifik optimal sentez kabiliyetinde türler oluşuncaya kadar 10 – 14 günlük bir peryoda ihtiyaç vardır.

   Protozoonlar, kolay sindirilebilir karbonhidratları süratle rezerv madde olarak inoküler ve intrasellüler depolama kabiliyetine sahiptir. Bu depo kapasiteleri rumendeki ortamın stabilizasyonuna önemli ölçüde yardım eder. Örneğin; rumende protozoon sayısı fazla olduğunda hızlı gelişen bakteriler (sakkarolitik ve amilolitik bakteriler) için gerekli olan rumendeki serbest karbonhidrat miktarı azaldığından aşırı derecede çoğalamazlar. İnfüsoriaların bakterileri fagosite etme kabiliyetleri de bakterilerin artış hızlarını sınırlandırır.

   Protozoonlar, pH ve ozmolarite değişikliklerine oldukça duyarlıdırlar. İndirgenmeleri ruminantlar için hayvansal protein ve B vitamini teminini azaltır. Bunun dışında rumen içeriğinin mikromekanik karışımları engellenir.

   Etiyolojik faktörler rumen flora ve faunasını indirger (Mikroflora ve faunayı oluşturan bakterilerin hem sayıları hem de türleri, ayrıca infusoria sayıları azalır. Neticede ön mide sindirimi aksar.).  Bu nedenle intraruminal tampon sistemlerin bozulması sonucu rumenin biyoşimik dengesinde fonksiyonel değişikler oluşur.

   Salya sekresyonu azalır (Ruminantların salyası NaHCO3 ve Na2HPO4’ce zengin olduğundan pH’sı 8.2-8.4 arasındadır ve bu nedenle yüksek tampon kapasitesine sahiptir. Fizyolojik olarak yaklaşık günde 250 gr Na2HPO4 ve 1000 – 2000 gr NaHCO3 sentezlenir ve rumene verilir. Normalde 12-14 litre salya/kg kuru madde hazırlanır. Salya sekresyonu 10 lt/ kg kuru maddenin altına düşerse, tampon kaabiliyetinin engellenmesi beklenmelidir), üreaz aktivitesi artar ve uçucu yağ asitleri sentezi belirgin olarak azalır. Tüm asidite düşerken rumen içeriğinin aktüel asiditesi (pH > 7’ye) yükselir.

   Ruminantlar enerji ihtiyacının % 60 kadarını uçucu yağ asitlerinden karşıladığı için uçucu yağ asitleri sentezi azaldığında vücudun enerji depoları da azalır (lipoliz).

   Çıkardıkları metabolik artıklarla da (toksik amin ve polipeptitler ) diğer mikroorganizmalara zarar vererek floranın biyoşimik dengesinin daha da bozulmasına yol açarlar. Ayrıca rumen duvarındaki sinir sistemini paralize ederler. Hayvanın iştahı, ruminasyon, sindirim hareketleri ve sindirim salgıları ve verimleri olumsuz yönde etkilenir.

   Sonuçları:

  • Rumende uçucu yağ asitleri konsantrasyonu azalır (relatif olarak asetat artışı ve propiyonat, bütirat ve valerianat’ın kısmen azalışı),

  • Rumen içeriğindeki mikroorganizmaların sayısı azalır,

  • Mikrobiyel protein sentezi azalır,

  • Hafif asit üretimi ve salyayla NaHCO3 gelişi nedeniyle rumende pH değerinin yükselmesi.

   Hastalık belirtileri:

   Klinik belirtiler verilen yemlerin miktarına ve cinsine bağlıdır. Sürüde fark edilemeyecek derecede hafif bir sindirim bozukluğundan ağır bir hastalık tablosunun klinik bulguları gözlenebilir.

   Hafif olaylarda; sadece verim depresyonu (süt ve süt yağı miktarının azalması), hafif bir iştahsızlık, rumen hareketlerinin frekansı ve intensitesinde azalma görülür. Bazen ishal ve timpani göze çarpar. Genel durum, solunum ve nabız pek bozulmamıştır.

   İlerlemiş olaylar; yemi reddetme, geviş getirmeme, sık sık eruksiyon ve timpani ile seyreder. Rumen hareketlerinin frekansı belirgin olarak azalır (7 – 10 / 5 dakikadan, 1- 2 / 5 dakikaya) ve intensitesi zayıflar. Süt hayvanlarında süt ve süt yağı miktarı, genç sığırlar ve besi hayvanlarında canlı ağırlık artışı azalır. Süt ineklerinde subklinik ketoz bulunur.

   Kronik olaylarda sık sık nüksedici timpani gözlenebilir. Timpani genellikle yemden 3 – 5 saat sonra oluşur. Sindirim yetersizliğine bağlı olarak içeriğin omazuma sevki gecikir ve yavaş yavaş rumende gıdai dolgunluk ve dilatasyon ortaya çıkar. Uzaktan bakıldığında karın bölgesi oldukça büyük ve  ventrale doğru sarkık görülür. Rumenin dolgun görünüşüne rağmen hayvanda sürekli açlık hissi mevcuttur. Hayvanlar gıda niteliğinde olmayan maddeleri de yerler (pika).

   İştiha olmasına rağmen şiddetli zayıflama kaba ve mat kıllar yanında anemi, hipoproteinemi, karaciğer fonksiyon bozuklukları, enfeksiyonlara karşı savunma gücünün zayıflaması (mastitis’in artışı), kolostrumun immunglobulin miktarında düşüş (buzağı hastalıkları ve buzağı kayıplarının artması), fertilite bozuklukları ve ham sütün kalitesinde eksiklik (SH sayısı çok az veya çok fazladır) gözlenebilir. Ayrıca hipoglisemi, lipoliz artışı  ve keton cisimleri artışı görülebilecek diğer metabolik bozukluklardır. Bazı olaylarda da bradikardi saptanabilir.

   Rumen Sıvısı Muayene Bulguları:

    Rumen içeriği muayenelerinde pH değerinin normal olduğu, toplam asiditenin azaldığı, uçucu yağ asitleri konsantrasyonun düştüğü veya onların molar oranlarında değişiklikler olduğu (asetik asit ve butirik asit miktarlarında artış, propiyonik asit miktarında azalma) saptanır. Rumen sıvısı gri kahverengi bir renk gösterir, çok sıvı kıvamdadır. içerisindeki ot ve samanlar uzun lifli bir haldedir. Kokusu ise hafif küf kokusunu andırır veya pek kokmaz. Rumen sıvısında sedimentasyon hızlı, flotasyon yavaş olup içerisinde infusoria sayısı çok azalmıştır.

  Tanı ve Ayırıcı Tanı:

   Şayet sürüde süt ve süt yağı miktarında belirgin azalmalar, canlı ağırlık kayıpları, ketozis olgularında artış gözleniyorsa bu hastalıktan şüphelenilir. Ayrıca beslenme şartlarının bilinmesi, yem analizleri veya rasyonun terkibi ve diğer klinik semptomlar teşhise yardım eder. En iyisi rumen sıvısı muayene sonuçları ve metabolik bulguları değerlendirmektir. Metabolik bulgulardan öncelikle keton cisimleri konsantrasyonu (kan ve idrar), plazma glikoz, serum ve idrar üre miktarı, idrar pH değeri ve idrarda net asit-baz ifrazı tayinleri önemli bilgiler verir. Ayrıca hasta hayvanlar, oral antimikrobik ilaçlarla tedaviden sonra iyileşme göstermemişlerse yine bu hastalıktan şüphelenilmelidir.

   Diğer primer alimenter gıdai indigesyonlardan (rumen asidozu, alkalozu, kokuşması ve akut primer timpani), klinik semptomlar ve rumen sıvısı muayene bulguları ile ayırt edilebilir. Hoflund sendromu’ndan ayırt etmek için atropin testi yapılır. Ayrıcı tanı açısından kronik RPT, abomasum deplasmanları ve ketozis gibi hastalıklar da dikkate alınmalıdır (bu hastalıklarda ağrı deneyleri, ferroskopi, röntgen muayeneleri, perküsyon-öskultasyon bulguları, deneysel rumenotomi vs. teşhisi kesinleştirir). Sindirim sistemi parazitozlarında da sürekli sindirim bozuklukları ve zayıflama görülürse de gaita muayeneleri genellikle kesin teşhisi sağlar.

   Prognoz:

   Basit olaylarda iyidir. Tedaviye kısa sürede cevap alınamazsa daha ciddi bir hastalığın varlığı düşünülmelidir.

   Sağaltım:

   Dietetik tedbirler ön plandadır. Öncelikle rasyon değiştirilir. Terapotik tedbirlerin alınması da zorunludur.

   Hafif olaylarda, rasyondaki kolay hazmolabilir karbonhidrat ve protein oranlarının yeterli hale getirilmesiyle ve iz element ihtiva eden mineral madde karışımlarının düzenli olarak verilmesiyle hastalık düzelebilir.

    Diğer olaylarda bir iki gün süreyle kaba yem kısmen veya tamamen verilmez. Bu arada küçük miktarlarda kolay sindirilebilir karbonhidratlar (melas, patates, yemlik pancar vs.) ve aynı anda iyi kaliteli kuru ot verilir. Tane yemler yavaş yavaş artıtılarak verilir.

   Kuru maya, bira mayası ve ekmek mayası (100-500 gr miktarında, birkaç kez) verilebilir. Hayvanın önüne yalama taşı konur. Rasyona kemik unu ilavesi yapılabilir.

   Bozulmuş rumen içeriğinin transportunu hızlandırmak için tuzlu sürgütler verilir. Bu amaçla sodyum sülfat 1 gr / kg canlı ağırlığa rumen sondasıyla veya özefagus refleksi oluşturularak (% 25’lik Na2SO4 solüsyonu oral verilerek) direkt Abomasuma verilir.

   Sindirim kanalındaki toksik ve irritan maddelerin bağlanması için adsorbanların verilmesi (Bentonit, karbomedisinalis, humin asit 100 – 500 gr / hayvan ve gün)

   Rumen içeriğinin yumuşatılması için keten tohumu maserasyonu (20 – 30 litre suda 1 kg keten tohumu), örtücü bir etki sağlanması için parafin likit (500 – 1000 ml) verilir.

    Rumen flora ve faunasının stimulasyonu için taze rumen içeriği (0.5 – 5 litre, iki saatten daha önce alınmış olmamalı, ani rasyon değişikliklerinde daha önceden  o rasyona adapte olmuş hayvanların rumen içeriğinin alınarak hastaya verilmesi tavsiye edilir) veya hazır rumen stimülanları (Ör.; vetarumex) verilir.

   Abomasum haraketleri ve sekresyonun uyarılması için:

  • Stomaikler (Acid. hydrochloric. dilatum, 15 – 30 damla, 1 – 2 litre su ile özefagus refleksi üzerinden oral olarak direkt abomasuma),

  • Na – propionat (sığırlara 100 – 200 gr, koyunlara 15 – 18 gr su ile özefagus sondası veya burun meri sondası ile intra ruminal) verilir.

   Rumen hareketlerinin uyarılması için:

  • 10 – 15 dakika süreyle rumene masaj yapmak (günde 3 – 4 kez, elektrovibratör ile),

  • Subkutan insülin enjeksiyonu (yetişkin sığırlara 100 – 200 E, genç sığır ve koyunlara 25 – 50 E). İnsülin 100 – 500 ml % 20’lik dekstroz solüsyonu ile birlikte intravenöz de verilebilir. Glikoz, hem enerji kaynağı olarak hem de iştiha artırıcı olarak etkir.

  • UV – Işınıyla ışın tedavisi: Ön mideler horizantal doğrultuda günde 3 kez 10 – 20 dakika ışınlanır. İnfrarot lambalarla sıcak uygulamalar da motorik aktiviteyi artırır. Parenteral kalsiyum uygulamaları, B1 vitamini, tonik ve restoratif ilaçlar, karaciğeri koruyucu ve safra söktürücü preparatlar her zaman için yararlı olur.

   Korunma:

   Ruminantlara kalite ve kantite yönünden uygun ve yeterli rasyon verilmesinden ibarettir. Yem kalitesi analizlerle düzeltilir. Yemleme düzenli olarak kontrol edilmelidir. Ani rasyon değişikliklerinden sakınılmalıdır. Bu amaçla;

  • Meraya çıkışta veya yeşil yeme geçişte (taze yeme geçiş) hayvanlara ahırda 2 – 4 kg kuru ot verilir veya merada 2 – 4 kg kuru ot ve saman karışımı verilir.

  • Rasyon kompanentlerinin değişimi toplam rasyonun kuru maddesinin en fazla % 15’ine kadar yapılmalıdır.

  • Yeşil yem peryodunun sonunda silaja tedricen artırılarak başlanır. Yani yaklaşık 1 kg kuru madde ile başlanır ve her gün yem miktarı yaklaşık 1 kg artırılır.

  • Pancar yaprağı silajı yedirildiğinde 25 kg’ı geçmemeli, ineklerde postpartum 100. güne kadar verilmeli, ayrıca kurudaki ineklerin rasyonundan çıkarılmalı veya çok az verilmelidir.

   Asit silajlara yemlemeden önce sodyum bikarbonat ilave edilebilir.  Ayrıca ağızdan antimikrobiyal ilaçlar verilirken aynı zamanda taze rumen sıvısı da içirilmelidir. Böylece bu ilaçların floraya zararlı etkileri kısmen önlenebilir

   DERLEYEN: Vet. Hek. Hüseyin DEMİRTAŞ

 
Veteriner.CC

 

Copyright © 2007 - 2016 Veteriner.CC®
Her Hakkı Saklıdır - All right reserved